Almanya’nın doğusunda bulunan Thüringen ve Saksonya eyaletlerinde 1 Eylül’de gerçekleşen seçimlerde aşırı sağcı AfD, Thüringen’de oyların %32,8’ini alarak birinci, Saksonya’da ise %30,6 oy oranıyla ikinci oldu. Bu sonuç, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa aşırı sağcı bir partinin birinci olduğu eyalet seçimleri olarak kayda geçti.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un “acı ve endişe verici” olarak nitelendirdiği bu sonuçlar, Avrupa genelinde de endişe yarattı. AfD’nin başarısını Avrupa’da “giderek artan bir endişe kaynağı” olarak değerlendiren uzmanlar, kontrolsüz göçle ilişkilendirerek bu durumu açıkladılar.
Son 5 yılda Avrupa genelinde ekonomik sorunlar, yaşam standartlarındaki düşüş ve göç krizi gibi faktörlerin etkisiyle aşırı sağ hareketlere olan destekte artış yaşandı. Bu destek, genel seçimlerde ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kendini gösterdi. AfD gibi aşırı sağ partiler, oy oranlarını artırarak birçok ülkede önemli bir konuma geldi.
AfD’nin en fazla oyu gençlerden aldığı belirtilirken, gençlerin aşırı sağ partilere yönelme nedenleri arasında ekonomik sorunlar ve gelecek kaygıları olduğu vurgulandı. Uzmanlar, genç neslin aşırı sağa yönelmesini engellemek için iktidarın uzun vadeli istihdam ve konut politikalarında adımlar atması gerektiğini belirttiler.
Avrupa genelinde aşırı sağın güçlenmesinin AB’nin aldığı kararları ve politikaları zorlaştıracağı belirtilirken, gelecek dönemde AB’nin Rusya, Çin, Türkiye gibi ülkelerle olan ilişkileri, ekonomi ve iklim krizi gibi konularda zorluklarla karşılaşacağı öngörüldü. Bu durum, Avrupa’nın tarihinin en zor yıllarından biri olabileceği endişesini beraberinde getiriyor.